Osmanlı’nın son dönemlerinde medrese tipi eğitim sisteminden, ilk kez 1900 yılında modern eğitim anlayışının ilk örneği sayılabilecek Darülfünun kurulmuştur. Darülfünun; halkın eğitimi meselesi içerisinde ele alınıp, geliştirilmeye çalışılmış ve her türlü bilimin okutulacağı bir kurum olarak düşünülmüştür. Fakat değişen toplumsal süreç içerisinde ülkede siyasi, sosyal büyük devrimler olmuş, Darülfünun bunlara karşı tarafsız ve gözlemci kalmıştır. Ekonomik alanda önemli hareketler olmuş fakat Darülfünun bu alandaki gelişmelerden de uzak kalmıştır. Hukukta radikal değişiklikler olmuş, Darülfünun yalnız yeni kanunları tedrisat programına almakla yetinmiştir. Harf devrimi olmuş, öz dil hareketi başlamış, Darülfünun yine bu gelişmelerden uzak kalmıştır. Yeni bir tarih anlayışı, millî bir hareket halinde bütün ülkeyi sarmış, Darülfünun’da bu gelişmelere bir ilgi uyandırabilmek için uğraşmak gerekmiştir. İstanbul Darülfünun’u artık durmuş, kendisine kapanmıştır. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in çabaları ve üniversite reformu ile birlikte bu kurum 1933 yılında İstanbul Üniversitesi’ne dönüştürülmüştür. Böylece Darülfünun içerisinde yer alan pek çok eğitim görevlisi, Cumhuriyet rejiminin kazanımlarına sessiz kalmaları nedeniyle İstanbul Üniversitesi içerisinde barındırılmamıştır. Ayrıca Cumhuriyet’in köklerini sağlamlaştıracak yeni bir eğitim sistemi anlayışı geliştirilmiş ve Cumhuriyet tohumları eğitim alanında da ekilmeye başlamıştır. Eğitim alanında ki değişimlerin kökleri 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkartılmasına dayanmaktadır.
Eğitim’in Kilidi: Tevhid-i Tedrisat  
Tevhid-i Tedrisat Kanunu, eğitimde birliği sağlamak üzere 1924 yılında TBMM tarafından çıkartılmıştır. Bu karar ile birlikte ülkedeki bütün eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır. Bu kanun tekke ve zaviyelerin kaldırılmasından harf devrimine kadar pek çok inkılâbın alt yapısını oluşturmuştur.19.yüzyıl ortalarına kadar eğitim-öğretim faaliyetleri Osmanlı toplumunda Enderun ve birkaç büyük medrese hariç devletin görev alanının dışındaydı. Osmanlı Devleti’nde batılılaşma sürecine girildikten sonra birçok yeni kurum kurulmuş fakat bununla birlikte eski eğitim kurumları da faaliyetlerine devam etmiştir. Kısacası Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı’dan devraldığı bu sistem farklı insan tiplerinin ve farklı eğitim tiplerinin olduğu bir sistemdi. Cumhuriyet rejiminin getirmek istediği ulusal nitelikteki yeni toplum düzeninin herkes tarafından benimsenmesi, devrimlerin toplum içerisinde köklü olabilmesi için devrimin öncülü olarak eğitimi harç olarak görmüştür. Öğretim Birliği Yasası olarak tanımlanan bu kanun, Osmanlı’nın param parça olan eğitim kurumlarını bir bütün olarak ele almıştır. Yeniliklerle beraber, medreselerin, tekke ve zaviyeler tasfiye edilerek, devlet eliyle çağdaş, modern eğitim sisteminin temelleri atılmıştır. Bu kanun aynı zamanda eğitimdeki aydınlanma mücadelesinin temel taşını oluşturmuştur. Günümüzün ihtiyacı ve eğitimin kilidi Tevhid-i Tedrisat’ı bugünle birleştirmek, yap-boza çevirilmiş sistemin toparlayıcısı olacaktır. Anadilde eğitim talebi, bugün eğitim sisteminin harcını gericilikle yoğurmakta ve Cumhuriyet kazanımlarını yok etme sevdasındadır. Yeni insan ve yeni toplum gözetilerek aydınlanmanın kılavuzu olan eğitim-öğretim birliği tam tersine çevrilmektedir. Aydınlanmanın önündeki engellerin kaldırılması; fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür nesiller yetiştirerek ve gericilikle mücadele ederek gelecektir.

Aydınlanma Atölyeleri: Köy Enstitüleri

Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940 yılında meclis tarafından çıkartılan yasa ile açılmıştır. Dönemin başbakanı İsmet İnönü’nün bizzat yetki verdiği, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un çabalarıyla köylerdeki ilkokul mezunu öğrencilerin, öğretmen olarak yetiştirilmesi ve Anadolu’da okuma yazma oranının arttırılması düşüncesiyle kurulmuştur. Enstitülerin öncelikli hedefi, burada öğrenim gören öğrencilerin köylere öğretmen olarak gönderilmesi ve çalışmaya başlamasıydı. Köy Enstitüleri Cumhuriyet’in en büyük kazanımlarından biri olarak filizlenmiş ve ülkemizin sadece öğretmen açığını tamamlamakla kalmayıp, o günkü şartlarda eğitim açısından bir çığır açmıştır. Aynı zamanda, modern tarım üzerine birçok faaliyet gerçekleştirmiş ve bu alan üzerinde de köylerde çalışmalar başlatmıştır. Köy Enstitüleri yıllarını tanımlayacak olursak; bir süzgeçten geçen ve o yıllarda bir aydınlanma, özgürleşme, çağdaş, adaletli ve eşitlikçi bir toplum kurma çabasında olan Cumhuriyetimizi her yönden besleyecek bir atılım olmayı başarabilmiştir.Eğitim ve Öğretim hayatı 15 yıl gibi kısa sürede sonlanmış olsa da, Köy Enstitüleri Türkiye’nin aydınlanma ve çağdaşlaşma yolunda birçok birikim bırakmıştır. Şairinden, yazarına kendi aydınlarını yetiştiren bir yuva olmuştur. O birikimler bugünlerin yani biz gençlerin kılavuzu olmuşlardır. Köy Enstitüleri; gerileyen ve iyice niteliksizleştirilen, içi boşaltılan eğitim kurumlarının bugünkü ihtiyacıdır. Bu ihtiyacın çözümü geçmişteki birikimlerimizde mevcuttur.  Bugün bizlerin yani gelecekte bilim ve eğitim alanında varlık gösterecek olan üniversite öğrencilerinin, ihtiyacı Köy Enstitüleri gibi fiiliyatta var olmasa da kendini her alanda gösteren bu geçmişe sarılmaktır. Bu ihtiyacın ne kadar gerekli olduğunu göstermek, sorunları aşacağı ve yeniyi isteyerek tamamlayacağı bir durumdur.

Aydınlanma, Gericilikle ve Bölücülükle Mücadeleyi Gerektirir

Eğitimin tarihsel köklerini açıklayıp, Cumhuriyet’in getirdiği kazanımları aktardıktan sonra bugünün sorunlarını tespit etmek ve ihtiyaçlarına cevap bulmak gerekmektedir. Eğitim sistemimiz tarihten aldığı mirası bünyesinde barındırmasına karşın, gerici hamleler ve niteliksiz adımlarla boşluğa terk edilmektedir. Her geçen yıl atılan yeni adımlar, eğitim sistemindeki boşlukları doldurmak yerine sadece yamalamaktadır. Üniversitelerde bilim yapma gayesi yoktur. Üniversiteler bölücü faaliyetlerin ve cemaat yapılarının odak noktası haline gelmiştir. Okul öncesi eğitime varana kadar eğitim sisteminin her yanı gerici hamlelere teslim edilmiştir. Aydınlanma meşalesini Reşit Galip, Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç’lardan alma gerçeğini görmezden gelmemek gereklidir. Bugün gericiliğe karşı liselerde, üniversitelerde ve hayatımızın her alanında aydınlanma mücadelesini vermeye devam etmeli, cemaat adı altında sözde dava uğruna mücadele eden emperyalizm güdümünde ülkenin bölünmesine hizmet etme sevdalısı hainlere itibar etmemelidir. Türkiye’nin aydınlık birikimi ve aydınlanma tarihi bizlere bu iradeyi vermektedir. Bu parçaları bir araya getirmek ve resmin tamamını görebilmek açısından bizler geçmişin bekçisi değil, taşıyıcısı ve yapıcısı olmak zorundayız. Bugün Mustafa Kemal’ler gibi laik ve çağdaş eğitim sistemini kuracak, Hasan Ali Yücel’ler gibi de Milli Eğitim Bakanları yetiştireceğiz. Geçmişin arkasına saklanmayıp yapıcı rolü üstlenecek ve bugün gerici, bölücü zihniyete karşı en ön safta aydınlanma mücadelesini vatanımızın, milletimizin ve devletimizin bekası için vermeliyiz.

Batuhan Dinç

Paylaş.

Cevap Yaz