Darbe girişimi üzerine pek çok yorumlar ve siyasi değerlendirmeler geldi. Bunlardan kimisi bunun bir “mizansen” olduğunu, bazısı bu girişimin “başarılı olması” gerektiğini ve bir kesim ise “demokrasi zaferi” şeklinde değerlendirmeler de bulundu. Gerçekleşen olaylar ve olgular üzerinden gerçeği yansıtan bir değerlendirme yapmaya çalışalım.

İlk önce darbe girişimi öncesi gerçekleşen durumlara bakmakta fayda var. Bölücü teröre karşı topyekûn mücadele veriliyordu. Rusya, Suriye ve Asya’da ki bazı ülkeler ile ilişkiler bir sıçramanın noktasına gelmişti. TSK’dan ve devletin kurumlarından kumpasçı FTÖ’cüler temizlenmeye başlanmıştı. Önümüzde ki günlerde gerçekleşecek olan YAŞ toplantısında da TSK’dan ciddi bir FTÖ’cü temizlenecekti. Ayrıca BOP haritasını çizen ABD’li Özel Harpçi Ralph Peters, daha olayın ilk saatlerinde darbeciler için, “Bunlar iyi adamlar, başarılı olmalılar. Kazanırlarsa biz kazanırız” diyor. Zamanlama bir hayli manidar gözüküyor.

O halde kabul etmek gerekir ki, bu kalkışma ABD güdümlü Fethullahçı darbe girişimidir. TSK’nın emir komuta zinciri içerisinde gerçekleşmemiş olması ve onurlu Türk subaylarının bu girişime müdahaleleri kalkışmayı başarısız kılmıştır. TSK’nın emir komuta zinciri içerisinde gerçekleşen bir hareket olması durumunda ne Tayyip Erdoğan ne Binali Yıldırım ne de bakanların hiç biri kalmazdı. Bu kalkışmaya karışanlar ordunun içerisinde konumlamış, TSK’nın yüzde birini bile oluşturmayan ABD güdümlü FTÖ’cülerdir. Ordunun geri kalan kısmı darbe girişimini engelleyen esas kuvvettir. Bu kalkışmanın sonucu olarak silahlı kuvvetlerimizi itibarsızlaştırma çabasına girmek, kendi ordusuna karşı yapılan en büyük alçaklıktır.

Oluşan zihin bulanmasına karşı tekrar etmekte fayda var. Darbe girişiminin Amerikancı bir tutumla ortaya çıkışı ülkeye ve millete zarar verecek çok ciddi bir girişimdir. F-tipi cemaatin devlet içerisindeki kurumlardan temizlenme sürecinde cemaatin son çırpınışlarını bu derece kanlı yapması da bunun en büyük göstergesidir. “Darbe olsaydı, her şey çok daha iyi olacaktı. AKP ve Tayyip Erdoğan’dan kurtulacaktık” şeklinde zihin tutulması yaşayan yorumlara sahip olanlara da elbette hatırlatmak gerekiyor: Bu darbe girişimi gerçekten de o bildiride yayınlandığı gibi Atatürk, Cumhuriyet gibi Türk Milletini, millet yapan kavramların anlamlarını barındırmıyor. Bu durum ordu ve milletin kol kola olduğu halk desteğini kazanmış bir ihtilal girişimi değildir. Ordu, polis ve millet birlikteliği söz konusu değildir. Gerçekleşen durumda Atatürk ve Cumhuriyet kavramlarına bağlılığın aksine bu kavramların anlamını yükselten meclise ve milletimize gerçekleştirilen saldırıları görmekteyiz. Yine aynı şekilde gerçekleşen olayda polisin askere, darbe girişiminde bulunan askerin millete düşmanca tutumunu bazı durumlarda görüyoruz. Meclisin bombalanması ve milletin üzerine yağdırılan kurşunlar tekrar bizi bu durumun Amerikancı bir darbe girişimi olduğunu en net bir şekilde gösterdi.

Gerçekleşen darbe girişiminin Erdoğan’ın başkanlık sevdası için meydana getirilmiş bir mizansen olduğu görüşleri ise tamamen siyasi analizlerden uzak ve ayrıca somut olgulara ayakları basmayan bir yorum gibi görünüyor. 8000 civarı subay ve devletin çeşitli kademelerinde ki kişilerin vatana ihanetle yargılanacakları, 200’ün üstünde kişinin öldürüleceği, 100’ü aşkın insanın darbe girişimi sırasında öldürülecekleri bir kalkışmaya, tüm bu insanları bir mizansen uğruna ikna etmek tabiri caizse çölde su aramaya benzer olsa gerek. Bu görüşe sahip olanların pek çoğunun elinde birde “darbe yapma kılavuzu” var. Darbe şöyle zamanda olur, böyle zamanda olur gibi sıralamalar yapılırken yine içerisinde bulunulan koşullar değerlendirilemiyor. Bu girişimin neden o kılavuza göre gerçekleşmediğini şöyle açıklamaya çalışalım: Milli Savunma Bakanı, “YAŞ toplantısında paralel yapı mensuplarını temizlemek için çok ciddi hazırlığımız vardı” ve “bir darbe girişimi olacağı istihbaratını gün içinde almıştık” diye bir açıklama yapıyor. Bu durum darbe girişiminin, erken bir hamle ile başlatılmasına yeterli bir açıklama niteliğinde olsa gerek.

Mücadelenin temelinde yine emperyalizme karşı olma figürü yatmaktadır. Bugün ABD güdümlü FTÖ’ye karşı verilen mücadeleyi desteklemek, dün Erdoğan ile Gülen’in, FTÖ ile AKP’nin el ele olduğunun unutulduğu anlamına gelmemektedir. Tüm bu durumların yanı sıra “Millet sokağa çıkıp darbeyi engelledi” propagandasına kapılmanın dipten başa yanlışlığından söz etmek gerekiyor. Milletin sokağa dökülme tutumunu doğru bir tutum değildir.200 küsür kişinin ölmesin de milleti sokağa dökme çağrısının çok büyük bir etkisi ve sorumluluğu vardır. Ayrıca sokağa çıkan insanların tutum ve tavırlarından şunu göstermektedir ki ABD güdümlü FTÖ’ye karşı değil Türk ordusuna karşı bir tavır alış söz konusu oldu. Bu durumda da TSK’nın değeri tamamen yerle bir edildi. Kimi yerlerde polisin askeri ayaklar altına aldığı, milletin erleri linç etmeye çalıştığı bir durum söz konusu oldu. Ordunun değersizleştirilmesi kabul edilemez bir durumdur.

Gerçekleşen durumun “demokrasi zaferi” nidalarıyla bir bayram havasına çevrilmesinin de bizleri vicdanen rahatlattığını söyleyemeyiz. Aksine vicdanları rahatsız eden durumun tam olarak kendisini oluşturuyor. Türkiye dün de daha demokratik bir ülke değildi, bugün de öyle. Türkiye’nin gerçekten demokratikleşmesi sürecini başlatmak ve mevcut durumu değiştirmek için, dün nasıl mücadele edilmesi gerekiyorduysa, bugün de aynı şekilde gerekiyor.

Mevcut siyasi iktidar, darbe girişiminin önlenmesini FTÖ ve Amerikancı darbe girişimine karşı kazanılmış bir zafer yerine askere karşı kazanılmış bir zafer gibi bir görüntü oluşturuldu. Okunan selalar dinin çok açık bir şekilde istismarını getirdiği gibi atılan mesajlarla sokaklara çıkma çağrısı ise meselenin odak noktasını değiştirdi. Sokaklarda ki insanların bir bayram havası içerisinde Recep Tayyip Erdoğan sloganlarının yanı sıra Türk Ordusu ve askerine ettiği küfürlerden bu durum çok net anlaşılmaktadır.

Türk askeri ve polisi ayaklar altında linç edilemez. Ortadoğu’da ve Asya’da TSK önemli bir güç konumuna ve saygın bir ordu durumuna gelmişken Türk Milleti’nin ordusu ve polisi itibarsızlaştırılamaz. TSK’nın saygınlığını korumak Türk Milletinin boynunun borcudur. Bu kara gün askerimizin ve polisimizin üniformasına leke sürülmüş gibi yorumlanmamalıdır. Dün ABD güdümlü FTÖ’nün ve mevcut siyasi yapının Balyoz kumpasları ile tasfiye ettiği subayların, bugün il jandarma komutanları olarak atanmaları kazanılan zaferlerin daha büyük göstergeleridir.

Batuhan DİNÇ

Paylaş.

Cevap Yaz