Türkiye son 150 yıllık tarihinde bugüne denk ciddi bir saflaşmanın tanığı olma durumunda kalmıştır. Bir yanda devrimci, vatansever ve ilerici müdahaleleri olanlar ile diğer yanda gericilerin olduğu bir saflaşma… Gericiliğin hüküm sürdüğü dönemler, karşıdevrimin en çok canlandığı ve önceki ilerici hamlelerin tahrip edildiği dönemlere tekabül etmektedir. İşte 31 Mart Ayaklanması da gericiliğin hortladığı dönemlerden sadece bir tanesidir. 31 Mart Ayaklanması, miladi takvime göre 13 Nisan 1909’da İstanbul’da yaşanan ve bugünlerde fazlasıyla gördüğümüz “irtica” kelimesinin Türk siyasi yaşamına girmesine neden olan olaydır.

31 Mart Ayaklanmasına Tarihsel Bir Bakış
II. Abdülhamit’in baskıcı rejimini sona erdirmek amacıyla kurulan, Türk Ulusalcılığını siyasi bir akıma dönüşmesini sağlayan İttihat ve Terakki Cemiyeti hürriyet şiarıyla yola çıkmış, anayasa rejiminin kurulmasını istemişti. İttihat ve Terakki’nin bu karalı mücadelesi II. Abdülhamit’i her ne kadar istemese de anayasayı yürürlüğe koyarak Meşrutiyeti ilan etmek zorunda bırakmıştı.
İttihat ve Terakki’ye muhalif olarak ortaya çıkan içlerinde Derviş Vahdet gibi isimlerinde yer aldığı İttihadı Muhammedi Fırkası dinin elden gittiği, memleketin kâfirleştiği ve şeriattan ayrıldığı propagandası yapıyordu.
24 Temmuz 1908 tarihinde İttihat ve Terakki Cemiyetince ilan edilen ve II. Abdülhamit tarafından yürürlüğe konan II. Meşrutiyet; Osmanlı’da özgürlük ortamının doğmasına neden olmuştu. II. Meşrutiyet hareketinin sağladığı hak ve özgürlükler, Osmanlı toplumu tarafından yeterince algılanamadığı gibi, siyasi partiler arasında ki çıkar çatışmaları kısa bir süre sonra yeniden bir kargaşa ortamının oluşmasına zemin hazırlamıştı. II. Meşrutiyetin ilanı ile birlikte kendilerini siyasi hayatın içinde bulan ordu mensupları, siyasetle içli ve dışlı olmaya başladıkları gibi, aktif olarak siyasi partilerde görev almaya başlamıştır. Böylece öteden beri siyasi partiler arasında var olan siyasi çıkar çatışmalarına, ordu mensupları da katılmıştı. Diğer taraftan meşruti rejim karşıtı gerici kesimin başlattığı irticai propaganda ise kısa sürede etkisini göstermiş; yeni rejimin, dini baltaladığı yolundaki propaganda iç ve dış mihraklar tarafından da desteklenince, 31 Mart İsyanı patlak vermişti.
7 Ekim 1908 tarihinde Kör İmam Ali’nin yaptığı kışkırtmalar sonucu ellerinde yeşil bayraklar ile Yıldız Sarayı’na yürüyenler Meşrutiyet aleyhine propaganda yaptılar. Aynı günün akşamı İmam Abdülkadir yaptığı konuşma ile kışkırtmalarda bulundu ve peşine taktıklarına el ele yürüme yemini ettirerek Üsküdar sokaklarına çıkarmıştı. “Tiyatrolar yıkılmalı” söylemiyle harekete geçenler ramazan ayında oynanan Karagöz oyununu da hedef alıp kahvehaneleri basıp, sahneleri tahrip etmişlerdi.
İstanbul’da patlak veren irtica hareketini bastırmak için Selanik’ten İstanbul’a kuvvet gönderilmesi kararlaştırılmıştı. Hareket Ordusu kuvvetleri İstanbul’u Batıdan yarım çember içine almış ve 19 Nisan’da bu kuvvetlerin komutanı Hüseyin Hüsnü Paşa, İstanbul halkına bir bildiri yayımlamıştı. Devrimci bir biçimde Mustafa Kemal tarafından kaleme alınan bu bildiride, Hareket Ordusunun amaçları şöyle açıklanmıştı:
“Millet Anayasanın ayaklar altına alınmak istendiğini gördü ve bu alçakça harekete sebep olanları cezalandırmak gereğini kavrayarak İstanbul üzerine yürümeye karar verdi… Hareket Ordusunun amaç ve ödevi, Anayasa’nın üstünde hiçbir kanun, hiçbir kuvvet olmadığını ve olamayacağını ispat eylemek… ve millet hainlerine son ve kesin bir uyarıcı ders vermektir… Mazlum ahâli ve tarafsız erat kesin olarak korunacaktır. Ancak kışkırtıcılar, fesatçılar ve onlara katılmış olanlar hak ettikleri kanun cezasından hiçbir suretle kurtulamayacaklardır.”

Bugünün Kör İmam Ali’leri: HDP Örneği
Gericilik her zaman kendisini ellerinde yeşil bayraklar ile sokaklarda yürüyerek göstermiyor. O halde gericiliğinde çeşitlerinden bahsetmek mümkün. Gericilik İle bölücülük iç içe mi?

Gericiliğin zirveye oynadığı dönemlerde bölücülüğünde yükseldiğini yaşamın içinde görüyoruz. Gericiliğin ve bölücülüğün doğal müttefikliğini, birde dışarıdan destekleyen emperyalizm olgusu varsa, bu ilişkiye birde çıkar müttefikliği ekleniyor. Emperyalizm, ülkeyi ele geçirmeyi ve tahakkümü altına almayı gözüne kestirmişse ilk teması gericilerle ve onların doğal müttefiki gericilerle olur. Dolayısıyla ABD’nin kara gücüm dediği PKK’nın meclisteki kravatlı temsilcileri, doğal müttefiklerini yalnız bırakmamıştır. Yine bu gerici ve bölücü müttefik şimdi de vatanı bölme ve tarikatları cemaatleri yasallaştırma noktasında birleşiyor.

Hareket Ordusunun Bugünkü Neferlerini Bekleyen Görevler
Bugün bizi bekleyen görevi tarif ederken Mustafa Kemal’in “Gericiliği nerede görsem tepelerim, tepelerim, tepelerim…” sözünden yola çıkıyoruz. Lakin tarihin kaçınılmaz akışı bu sözün yanına bir ekleme yapma gereği doğuruyor. Gericiliğin müttefiki olan bölücülüğü de buraya ekliyor ve görevimizi “Bölücülüğü ve gericiliği nerede görsek tepeleyeceğiz, tepeleyeceğiz, tepeleyeceğiz…”şiarıyla belirliyoruz.
Türkiye, bölücülükten ve gericilikten kararlı bir mücadele ile kurtulacaktır. Kendini solcu, devrimci sanıp emperyalizmin güdümünde mandacılığa ilerleyenleri sırtından atacaktır.
Türkiye Aydınlanma mücadelesi ile yeniden Atatürk Devrimi rotasına girecektir. Bölücülüğün ve gericiliğin ittifakı, kararlılık ve umutla kırılacaktır.
Milletimiz, tarihin omuzlarına yüklediği bu görevin bilinciyle mücadelenin en önünde cepheye mermi taşımaya devam edecektir.
Tecavüzcülerin, tarikatların, cemaatlerin Türkiye’sini kurmak isteyenlere izin verilmeyecektir.
Kararlılıkla, umutla, korkusuzca, bildiklerimizi eyleyeceğiz…

Batuhan DİNÇ

Paylaş.

Cevap Yaz